30 Kasım 2012 Cuma

?


http://www.youtube.com/watch?v=a9s0DCQJq4I

dördü beşi derken sonu gelmeden sayfaları tekrar tekrar açılan tek kitabım İkinci Yarısı'dır herhalde. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine alınıp okunan kitapları genelde o arkadaşın kitabıymış gibi okur ve hiç sahiplenmem, o kadar içine giremem o kitabın. O kitap onu bulan, ondaki güzellikleri benimseyen insanın  olmuştur çoktan ama İkinci Yarısı herkesindi. Her sayfanın ayrı ayrı altı çizilmiş tatları vardı. Hepsi de dünyanın en güzel yemeklerini yermişçesine doyuruyordu beni. Ece Temelkuran'ı da tanımaya iyi ki doğru kitapla başlamışım dedim. 
genç kadınlar kendilerinden yaşlı kadınlarla konuşmalılar.Ama iyi yaşlanmış kadınlar bulmalılar.Annesinin sözünden çıkmamış kadınları değil, bütün sözlerden çıkmış,sözler vermiş, tutamamış,sözlerini unuttuğu için ağlamış,ülkelere gitmiş gelmiş, adamlar terk etmiş,terk edilmiş,sonunda en çok gülmeyi ve umursamamayı öğrenmiş kadınları bulmalılar.O kadınlardaki uyutulan bilgileri uyandırmalılar.
demiş.Okurken ilk genç kadın oldum.Neden sonra kesinlikle yaşlı kadın olmayı istediğimi söyledim kendime. Milyonlarca hata yapmışken yanlışlarımın üstünü örtmek için bir şey aradığımdan bulduğum bir laf değil bu. Son derece içten ve olmak istediğim kişiydi. Başkalarının hayatına kendiminkini benzetmeye, yakınlaştırmaya, köşesinden, ucundan, kıyısından o hayatı yaşamaya adamayı bıraktım. Önce o bahsi geçen yaşlı kadın olduğumu hissettim. Vazgeçmenin buruk bir tarafı vardır, elbette. O anda her şeyden vazgeçmişken hissettiğim o tatlı endişe, o tehlikeli gülümseyişimden sonra bir nefes alıp yırtılan kasetlerimi tamir ettim. 'Happy Pills' dinledim havamı bulayım diye.Yıl geçti üstünden en çok yaşlı kadın olmaya çalışırken değil olmayı bırakmışken güldüğümü fark ettim. 

9 Kasım 2012 Cuma


GEÇEN YİNE İ S T A N B U L'UM GELDİ


http://fizy.com/#s/1aj7od











uçan balık


Bıraktığı yerden başlamak gerekirdi. Ben yapamadım, haklı olduğum, konuşmak istemediğim şeyler vardı. Çok haklıydım çok yanlış şeyler oldu. Konuşacak şeylerim kelime dağarcığıma fazlaydı ama çok sustum. Kapadım, sustum.
Bugün mesela arka planımda Norah Jones çaldı tüm gün, üzülmüş olmalıyım. Bugün iki paket gitti, üzülmüş olmalıyım. Bugün çocuk kitaplarına, posterlere baktım uzun uzun.Çünkü ben üzülünce böyle şeyler yaparım. Yaş akıtmam pek üzülünce.Posterlere bakarım uzunca sonra çocuk kitaplarına. En sevdiklerim kanadı olan kitaplardır ama. Bir tane aldım hatta Uçan Balık diye. İçeriği pek önemli değildi, bana lazım olan başlıktı.Geçenlerde müzik setim bozulmuştu, kasetlerimi teker teker parçalamıştı. Onlara mı üzülmüştüm? 'Neden bugün?' dedim, bugün boştum. Bugün bomboştum. Yapacak tek bir işim bile yoktu sanırım.Çok deli içesim vardı, gideyim artık ne içiyorsam anlatsın bana derdimi dedim. Gitmedim. Posterlere bakıp çocuk kitapları aldım. Yere düşen kibritleri topladım, bir balicinin karşıdan karşıya geçmesine yardım ettim. İçimdeki sıkıntıyı biliyor, öyle iyi tanıyordum ki ondan öyle sıkılmıştım ki onunla konuşmak istemedim.
Bundan kaç yıl önce olduğunu hatırlamıyorum. 'Bir şeyler yazdım, oku onları' dedi. Blogu açtım başladım okumaya. Şimdi imla hatalarından başka bir özelliği olmayan bir metin o gün bana bugünün tersini yaşatmıştı. Şimdi üstüne eklenen tonlarca yazının üstüne çocuk kitaplarının başlıklarında geziniyorum. Gözüm arada bi' arka planına takılıyor, gülümseyip geçiyorum. Posterlere bakıyorum, ona aldıklarıma gelince bekliyorum. Sonra geçiyor, geçiyorum posteri. Ufak bir sızlama falan olmuyor. Hissetmiyorum hiçbir şeyi. Kusarsam dünyayı kusacağımı da biliyorum.Bir çocuğu bu kadar takmamalıydım diyorum sürekli. Gerçek bir çocuk. Oturup her şeyi öğretmen gereken bir çocuk. Bugün hava kararana kadar bunu düşünürken. ışıkların yanmasıyla başladı her şey. Ona sarıldığım gibi sarılmak isterdim birine sonra iki satır daha döküldü Yalnız Bir Opera'dan. Sonra şiir baştan sona tekrarlandı çocuk kitaplarımın yanında, biten iki paketin hediyesi oldu. 

28 Ekim 2012 Pazar

GÖKYÜZÜ BENİM

Önce yakalım bir sigara daha ölüm için sonra başlarım.

http://www.youtube.com/watch?v=A7ry4cx6HfY

Dün o kadar bayram ziyaretinden sonra dizilerimi izlemeye oturdum.Onlar da bitince odama geçtim. Bir yandan soru çözüyorum bir yandan whatsapp'tan konuşuyorum arkadaşlarımla. Dalga üstüne dalga geçiyoruz tabi, her şeyi biraz daha gülmek, 'jdshfhsdhfjh' sıralayabilmek için yazıyoruz. Birden dedi 'Babaannem ölmüş.' diye. Böyle ölüm haberlerini kaldırabilen bi' insan değilim. Hele böyle birden soğuk soğuk yüzüne çarpmışsa. Okuduğum an anında aktı bi' tanesi zaten. İlk önce ciddiye almadım ''Bu işin 'şaka'sı mı olur?'' demeyin çok dalga geçiyoruz biz çok dalga geçiyoruz. Sonra anlatmaya başladı '4 yıl önce felç olunca ben öldü saydım onu' dedi. Bir an kendimi fazla kaptırmışım o ortamda o kadar dalgadan sonra 'Uzul bence. La bilmiyom ben de. Ben üzülürdüm la hiç teselli edemicem şimdi ölüm be bu. Hani öyle olsa bile yaşıyordu bi' hayatı vardı ne biliyim en azından sizin hayatınızda vardı.Sizin hayatlarınızı görüyordu amk ya' dedim.
Hayatım boyunca ölen hiçbir insan için kurtuldu diyemedim. Sonunu bilmediğin bir yolda neyin daha iyi olduğuna nasıl karar verebilirsin ki zaten? O insanı bir daha göremeyeceğini hiçbir bilinç kabullenemez. İşin garip yanı da budur aslında. Ölümü o soğukluğuyla anlayabilen bir insanın olduğunu düşünmüyorum. İnsan birinin ölüm haberini alınca tanısa da tanımasa da o insanın varlığı onun için fark yaratmasa da üzülür. Çünkü gerçektir ve kabullenilemez bir şeydir. Çünkü buz gibidir ve ölen kim olursa olsun size ölümün varlığını, bir gün öleceğinizi çarpar yine buz gibi. Çünkü hatırlatır size, ilk önce kendinizi düşünürsünüz. Yakın bir arkadaşı ölen biri tam bir bebektir hayatı sorgularken, yaşamayı falan yani. Uzun süre cevabını bulamadığı sorunların bir süre sonra cevabını bulmak istemediği için bulamadığı fark edip devam eder bir şey olmamış gibi. Hepimiz öyle yaparız sorulardan kaçtığımız zaman, gerçekler çok acı, çok bilinmez geldiği zaman Hiçbir şey olmamış gibi yaparız. Hiçbir şey olmamış gibi yaşarız. Ama olur o şey, ölür birileri hep. Gözlerimizi açsak da kapasak da aynıdır hayat tıpkı karanlık gibi.
http://www.youtube.com/watch?v=Ih61MJ72v1Y
Bundan kaç yıl önce bilmiyorum kardeşimi-onların deyişiyle doğmadan kurtulan kardeşimi-kaybettiğimde sorgulamadım hayatı, bir soru bile sormadım hayata.Cevapların bana fazla geleceğini biliyordum. Kaldıramayacağım korkunçlukta olduğunu biliyordum. O seneden sonra işte hiçbir şey olmamış gibi devam ettim ben de. Etrafımdaki herkes aşk acısından bahsederken biliyordum dillendirmekten bile korktukları başka acıları vardı herkesin. İnsanların ne kadar güçlü olduklarını, ne kadar korktuklarını o zaman anlamıştım işte. Kendilerini nasıl savunduklarını. Bahsetmeyerek, onlar gibi olduğumda anlamıştım ben de.Kaset doldurmaya o sıralar başladım. Bahsetmeyerek taşırdığım, yanlışlıkla fazla boyadığım ölüm karşısında titreyen ilk kasetimdi. Sonra daha çok kaset doldurdum, doldurmamış gibi yaparak.

26 Ekim 2012 Cuma

DİPTE DURAN OYUN

http://www.youtube.com/watch?v=77xgHTudXso&feature=related



Bazı kahveler dışarıda içilecek kahvelerdir. Soğuktur onlar, üstleri kremalı ya da çikolata parçacıklı. Yani en azından renklidir, kahve gibi de değildir aslında. Herkesin bence o kahveleri de içmeye ihtiyacı var, kafeinsizinden. Mesela bugün çıkalım dışarı, içelim hepimiz o kahvelerden. Umursamayalım hiçbir şeyi, çok para kazanınca bir şey olmuyor çünkü. Hatırladıkça içinizi ısıtan o anılar soğuk kahvelerle birikiyor aslında. 
Kafeinsiz gün geçirmişliğim yoktu ki. Filtre kahvem masamda kitaplar açık oturuyorum odamda. Zil çalınca yine umursamadım kim diye, annemler açar nasılsa. Benim önemli işlerim var çünkü, çok önemli. Teyzemler gelmiş. Kuzenimi de uzun zamandır görmüyordum aynı şehirde olmadığımız için. Odama geçtik; kahkahalar, konuşmalar, pastalar, börekler... 'Kahve içer misin?' dedim. 'Yok ya akşam uyuyamam'lı cümleler kurdu, 'iyi' dedim. Şu yılda hala kahveyi uyumamak için içiyor yani. Nasıl böyle hafif nasıl böyle saf derken 'hem seninkiler acıdır şimdi, ben onları içemem' dedi. Nasıl böyle hafif nasıl böyle saf sözcükleri beynimde yinelendi. Çünkü benden 3 yaş büyük birisinden duyuyorum bu sözleri. Hızlı mı gittik biraz dedim kendime. Çabuk toparlanıp sohbete geri döndüm. Neden sonra kafamı yana çevirdim kitaplığımda incecik, sarı sarı duruyor Timsah Sokak Şiirleri. Bir yandan kuzenimle konuşuyorum bir yandan sayfaları karıştırıyorum. İlk aldığım gün ilk okuduğum dakikada ezberlediğim şiir açıldı ilk sayfa döndürüşte. Sayfa düzenini bile ezberlediğim şiirde gözüm direk en sevdiğim dizeye takıldı: 



çocukluğumun değnekten atına binip uzaklaşıyorum senden
benden kopup gidiyor nehre kaptırdığım bedenimin bir yeri
büyük denizlere kavuşana kadar
biliyorum eksildiğimi
O kadar güzel gelmiyor bu mısralar. Baştan alıyorum şiiri:
dipte duran oyun belki çocuğu büyük yapan kilit
cebine sığmayan zamanlar kollayan pusuladaki tılsım
 ...
rüyam azaldı, biliyorum az kaldı hayata
aynı hatırlanmayan hatıralarla sis iniyor kör bir aydınlığa. 
  
Sonra kuzenime baktım. Bilinçsizce başını salladı 'iyiymiş' dermiş gibi. Çok da sevemedim hala o mısraları.
 Biraz daha sohbet edip gülüp eğlendikten sonra kalktılar. Odama geçip aldım yine şiiri elime. Filtre kahvemden bir yudum alıp sardım kaseti başa.İlk cümlede geri geldi o sevdiğim şiir.


Yalnız kaldığınız zaman içilecek sıcak ve acı kahveleriniz, dışarıda içilecek soğuk ve tatlı kahveleriniz var. Gece yalnızca birine müsaade ediyor. Bari gündüzünüzü öldürmeyin, çıkın ve için o soğuk kahvelerden.







25 Ekim 2012 Perşembe


KALDIRIM TAŞLARININ ALTINDA KUMSAL VAR DEMEDEN DOYMAZ BLOG

HİÇBİR ŞEY GÜNLERİ 

Canımın uyumak bile istemediği günler, sadece kahvemi yudumlayıp oturmak, öylece boş boş durmak istediğim günler olur bazen. İşte o günler asıl yapmam gerekenlerin devasalığına kapılıyorum ya da kapılmak zorunda bırakılıyorum. Ders çalışmak, test çözmek, okula gitmek, dershaneye gitmek, sınavlara girmek gibi zorunluluklarım varken sorumluluklarımı anlatmama ne gerek var. Mesela şu boş boş durmak istediğim günler kendime, zihnime, bedenime bir iyilik yapıp yapmasam hiçbir şey dursam öyle boş boş. ''Hayatlarını koyun olmaya adamış yetmiş milyondan ne farkım olur benim?'' sorusunun altında ezilip hayatıma devam ediyorum. Oysa ki n'olur sanki o insanlarla aynı olsam bir günlüğüne? N'olur sanki aynı saysam onlarla kendimi aynı merdivende otursam yani herkesle. Bir gün de ben kapasam gözlerimi gerçeklere, bir gün de 3 maymunun baş rolünü ben üstlensem mesela. 'Aynen aynen' ve 'bence de' dışında sözcüklerim, düşüncelerim olmasa. Bir gün de ben de düşünmesem mesela. Bugün de 'hiçbir günü' iznim olsun.