28 Ekim 2012 Pazar

GÖKYÜZÜ BENİM

Önce yakalım bir sigara daha ölüm için sonra başlarım.

http://www.youtube.com/watch?v=A7ry4cx6HfY

Dün o kadar bayram ziyaretinden sonra dizilerimi izlemeye oturdum.Onlar da bitince odama geçtim. Bir yandan soru çözüyorum bir yandan whatsapp'tan konuşuyorum arkadaşlarımla. Dalga üstüne dalga geçiyoruz tabi, her şeyi biraz daha gülmek, 'jdshfhsdhfjh' sıralayabilmek için yazıyoruz. Birden dedi 'Babaannem ölmüş.' diye. Böyle ölüm haberlerini kaldırabilen bi' insan değilim. Hele böyle birden soğuk soğuk yüzüne çarpmışsa. Okuduğum an anında aktı bi' tanesi zaten. İlk önce ciddiye almadım ''Bu işin 'şaka'sı mı olur?'' demeyin çok dalga geçiyoruz biz çok dalga geçiyoruz. Sonra anlatmaya başladı '4 yıl önce felç olunca ben öldü saydım onu' dedi. Bir an kendimi fazla kaptırmışım o ortamda o kadar dalgadan sonra 'Uzul bence. La bilmiyom ben de. Ben üzülürdüm la hiç teselli edemicem şimdi ölüm be bu. Hani öyle olsa bile yaşıyordu bi' hayatı vardı ne biliyim en azından sizin hayatınızda vardı.Sizin hayatlarınızı görüyordu amk ya' dedim.
Hayatım boyunca ölen hiçbir insan için kurtuldu diyemedim. Sonunu bilmediğin bir yolda neyin daha iyi olduğuna nasıl karar verebilirsin ki zaten? O insanı bir daha göremeyeceğini hiçbir bilinç kabullenemez. İşin garip yanı da budur aslında. Ölümü o soğukluğuyla anlayabilen bir insanın olduğunu düşünmüyorum. İnsan birinin ölüm haberini alınca tanısa da tanımasa da o insanın varlığı onun için fark yaratmasa da üzülür. Çünkü gerçektir ve kabullenilemez bir şeydir. Çünkü buz gibidir ve ölen kim olursa olsun size ölümün varlığını, bir gün öleceğinizi çarpar yine buz gibi. Çünkü hatırlatır size, ilk önce kendinizi düşünürsünüz. Yakın bir arkadaşı ölen biri tam bir bebektir hayatı sorgularken, yaşamayı falan yani. Uzun süre cevabını bulamadığı sorunların bir süre sonra cevabını bulmak istemediği için bulamadığı fark edip devam eder bir şey olmamış gibi. Hepimiz öyle yaparız sorulardan kaçtığımız zaman, gerçekler çok acı, çok bilinmez geldiği zaman Hiçbir şey olmamış gibi yaparız. Hiçbir şey olmamış gibi yaşarız. Ama olur o şey, ölür birileri hep. Gözlerimizi açsak da kapasak da aynıdır hayat tıpkı karanlık gibi.
http://www.youtube.com/watch?v=Ih61MJ72v1Y
Bundan kaç yıl önce bilmiyorum kardeşimi-onların deyişiyle doğmadan kurtulan kardeşimi-kaybettiğimde sorgulamadım hayatı, bir soru bile sormadım hayata.Cevapların bana fazla geleceğini biliyordum. Kaldıramayacağım korkunçlukta olduğunu biliyordum. O seneden sonra işte hiçbir şey olmamış gibi devam ettim ben de. Etrafımdaki herkes aşk acısından bahsederken biliyordum dillendirmekten bile korktukları başka acıları vardı herkesin. İnsanların ne kadar güçlü olduklarını, ne kadar korktuklarını o zaman anlamıştım işte. Kendilerini nasıl savunduklarını. Bahsetmeyerek, onlar gibi olduğumda anlamıştım ben de.Kaset doldurmaya o sıralar başladım. Bahsetmeyerek taşırdığım, yanlışlıkla fazla boyadığım ölüm karşısında titreyen ilk kasetimdi. Sonra daha çok kaset doldurdum, doldurmamış gibi yaparak.

26 Ekim 2012 Cuma

DİPTE DURAN OYUN

http://www.youtube.com/watch?v=77xgHTudXso&feature=related



Bazı kahveler dışarıda içilecek kahvelerdir. Soğuktur onlar, üstleri kremalı ya da çikolata parçacıklı. Yani en azından renklidir, kahve gibi de değildir aslında. Herkesin bence o kahveleri de içmeye ihtiyacı var, kafeinsizinden. Mesela bugün çıkalım dışarı, içelim hepimiz o kahvelerden. Umursamayalım hiçbir şeyi, çok para kazanınca bir şey olmuyor çünkü. Hatırladıkça içinizi ısıtan o anılar soğuk kahvelerle birikiyor aslında. 
Kafeinsiz gün geçirmişliğim yoktu ki. Filtre kahvem masamda kitaplar açık oturuyorum odamda. Zil çalınca yine umursamadım kim diye, annemler açar nasılsa. Benim önemli işlerim var çünkü, çok önemli. Teyzemler gelmiş. Kuzenimi de uzun zamandır görmüyordum aynı şehirde olmadığımız için. Odama geçtik; kahkahalar, konuşmalar, pastalar, börekler... 'Kahve içer misin?' dedim. 'Yok ya akşam uyuyamam'lı cümleler kurdu, 'iyi' dedim. Şu yılda hala kahveyi uyumamak için içiyor yani. Nasıl böyle hafif nasıl böyle saf derken 'hem seninkiler acıdır şimdi, ben onları içemem' dedi. Nasıl böyle hafif nasıl böyle saf sözcükleri beynimde yinelendi. Çünkü benden 3 yaş büyük birisinden duyuyorum bu sözleri. Hızlı mı gittik biraz dedim kendime. Çabuk toparlanıp sohbete geri döndüm. Neden sonra kafamı yana çevirdim kitaplığımda incecik, sarı sarı duruyor Timsah Sokak Şiirleri. Bir yandan kuzenimle konuşuyorum bir yandan sayfaları karıştırıyorum. İlk aldığım gün ilk okuduğum dakikada ezberlediğim şiir açıldı ilk sayfa döndürüşte. Sayfa düzenini bile ezberlediğim şiirde gözüm direk en sevdiğim dizeye takıldı: 



çocukluğumun değnekten atına binip uzaklaşıyorum senden
benden kopup gidiyor nehre kaptırdığım bedenimin bir yeri
büyük denizlere kavuşana kadar
biliyorum eksildiğimi
O kadar güzel gelmiyor bu mısralar. Baştan alıyorum şiiri:
dipte duran oyun belki çocuğu büyük yapan kilit
cebine sığmayan zamanlar kollayan pusuladaki tılsım
 ...
rüyam azaldı, biliyorum az kaldı hayata
aynı hatırlanmayan hatıralarla sis iniyor kör bir aydınlığa. 
  
Sonra kuzenime baktım. Bilinçsizce başını salladı 'iyiymiş' dermiş gibi. Çok da sevemedim hala o mısraları.
 Biraz daha sohbet edip gülüp eğlendikten sonra kalktılar. Odama geçip aldım yine şiiri elime. Filtre kahvemden bir yudum alıp sardım kaseti başa.İlk cümlede geri geldi o sevdiğim şiir.


Yalnız kaldığınız zaman içilecek sıcak ve acı kahveleriniz, dışarıda içilecek soğuk ve tatlı kahveleriniz var. Gece yalnızca birine müsaade ediyor. Bari gündüzünüzü öldürmeyin, çıkın ve için o soğuk kahvelerden.







25 Ekim 2012 Perşembe


KALDIRIM TAŞLARININ ALTINDA KUMSAL VAR DEMEDEN DOYMAZ BLOG

HİÇBİR ŞEY GÜNLERİ 

Canımın uyumak bile istemediği günler, sadece kahvemi yudumlayıp oturmak, öylece boş boş durmak istediğim günler olur bazen. İşte o günler asıl yapmam gerekenlerin devasalığına kapılıyorum ya da kapılmak zorunda bırakılıyorum. Ders çalışmak, test çözmek, okula gitmek, dershaneye gitmek, sınavlara girmek gibi zorunluluklarım varken sorumluluklarımı anlatmama ne gerek var. Mesela şu boş boş durmak istediğim günler kendime, zihnime, bedenime bir iyilik yapıp yapmasam hiçbir şey dursam öyle boş boş. ''Hayatlarını koyun olmaya adamış yetmiş milyondan ne farkım olur benim?'' sorusunun altında ezilip hayatıma devam ediyorum. Oysa ki n'olur sanki o insanlarla aynı olsam bir günlüğüne? N'olur sanki aynı saysam onlarla kendimi aynı merdivende otursam yani herkesle. Bir gün de ben kapasam gözlerimi gerçeklere, bir gün de 3 maymunun baş rolünü ben üstlensem mesela. 'Aynen aynen' ve 'bence de' dışında sözcüklerim, düşüncelerim olmasa. Bir gün de ben de düşünmesem mesela. Bugün de 'hiçbir günü' iznim olsun. 

BIG FISH



bir kalem bir defter

yola çıkıyoruz
hazırlan
elimi tut
evet oraya gidiyoruz
sen oynadın
ben oynadım
kozumuz yok
oyun çoktan
bitti
kazanan yok
özgürlük
korku uzak
her şeye
sahiptik
birbirimiz dışında
kim dışarda
kim içerde
aynı anda
aynı yerde
olamayız
yeterince
iyi değiliz
biz berbatız.

ilk öpüş
ilk atlama
ilk boşluk
ilk yaş
biz tehlikeliydik
ve yenilmiştik
bir kez daha 
kaybetmemece 
oynadık
saklandık
kaçtık
kapanmayan 
yaralar gibi
kabuk bağladık
kabuğumuzdan 
çıkınca 
dışarısı kötü
biz berbat
biz tehlikeli
biz gerçek
aşıklarız
birbirinin 
canını yakan 
dövmelerimiz 
çoğalıyor
kanatlarımız
pembeleşiyor
konuşmamız
bitiyor
ama biz
bunun için
doğmuşuz
yoksa
yazmak zor
çalmak zor
bağırmak zor
son kez hazırlan
sen benimlesin
gidiyoruz
evet oraya
biz kötüyüz
insanlardan
nefret edecek kadar
kötü
gerçek aşk 
bu 
biz berbatız
yol beter. 

Alt kata in

indikçe in
dipteysen
sobelendin
kıyamet bu
gece bu
aşağıdasın
kaybetmedemezsin
0 noktası burayı unutma
sık geleceksin
biz sadece
burada biziz
elindekini unutma
ihtiyacımız olacak
aynı ritim
hatırla
son dansımız
sen zirvedeyken
mutluydun
oynadığımız oyun
tehlikeyi hatırla
yolun sonunu
bilmeden
koşuşumuzu
çünkü biz
buraya aitiz.
yukarıya değil
aşağısı yok
sonsuz
burası 0 noktası
kaybetmek için
varız.
sen ve ben
aynı anda
kazanamayız.
hatırla yandığını
yandın
hayır!
çıkmaya çalışma
ritmimiz
tüm cevaplar
burada yaşarız
alta in
indikçe in
dipteysen
biz.
varız.
Bazı başlıklar yanlış şarkılarla okunmamalı, o yüzden öncelikle şöyle buyurun:http://fizy.com/#s/154o95

Bundan bilmem kaç sene önce herkesin hayatına 'o adam' girmiştir. 'O adam'a bilmem kaç sene katlanmışsınızdır ve gidişinde bilmem kaç tane şarkı eşliğinde bilmem kaç tane sigara söndürmüşsünüzdür. Herkesin başına gelmiştir 'o adam', tüm hayatlardan en az bir kez geçmiştir yine 'o adam'. Demem o ki o adamlar siz ne yaparsanız yapın, hayatınız ne kadar düzgün olursa olsun, nasıl insanlar olursanız olun giriyorlar hayatlarınıza. Sonra bam! Arkadaşlarınızla sinemadan çıkarken, cafede sohbet ederken, uzun süredir beklediğiniz en sevdiğiniz dizinin yeni bölümünü izlerken, yolda selpak satan 5 yaşındaki kız çocuğunu mutlu ettiğinizde ya da şemsiyeniz yokken yakalandığınız yağmurdan saklanmak için bir büfenin önünde beklerken BUM! Siz ne yaparsanız yapın, oluyor. Diğer hayatlara bakıp en çok ayıpladığınız davranışları yaparken buluyorsunuz kendinizi. Olmuyor değil, bunlar da oluyor. Aradan zaman geçiyor dönüp bakıyorsunuz arkanıza öncesine ve sonrasına. Ne kadar benzediklerine.Yine de gülümsemeyi ihmal etmeyenlerimiz var ki geçen gün duydum ''İnsanların başına neler geliyor, acıyor mu acıyor ama geçiyor be'' diyecek olgunluktaki insanlar...Onlarla oturup 1-2 saat sohbet etmemiz gerekiyor bazılarımızın.'O adam' diye ömür geçirenler, kahvesiz, sigarasız, çaysız gün geçiremeyen yani; hadi toparlanın. Tek başınıza sarhoş olun, kendinize anlatın kendinizi bakın, görün nasıl da geçmiyor.